İçsem diyorum bu gece, şöyle çekip kafayı iyice, takıp koluma da bir güzel kız şöyle en endamlısından güzelce, acaba seni unutmama yeter mi bir saniye. Neden saklandın ki göz kapaklarımın ardına? Yetmiyor muydu her gece rüyalarıma gelmen? Şimdi her gözümü kapadığımda sen. Gülümseyen ve bana gelen. Her defasında açıyorum kollarımı sana, bekliyorum,,,, bekliyorum dakikalarca, ama ne sen varsın ne sıcaklığın. Üşüyorum. Yalnızlığım sarıyor bedenimi, yokluğun sarılıyor sıkıca. Yüreğime işlemişsin sevgili, kaplamışsın aciz bedenimi. Damarlarımda kan değil sen dolaşıyorsun sanki. Ne zamandır içkide düşmüyor elimden, zalim meyhaneci meylere saklamış sanki seni. Her yudumda sen, gülümseyen ve bana gelen. Her yudumda daha bi güzelleşiyorsun, tutup ellerimi, yanağımı okşuyorsun. Toplayıp rüzgârda dağılan saçlarını, nispet yaparcasına güneşe, yakan gözlerinle gözlerime bakıyorsun. Sıcaklığında kaybediyorum kendimi. Her defasında aynı kaldırımda buluyorum ayyaş bedenimi, aynı sokak lambası altında. Şişeler yanımda ama sen yoksun. Her seferinde aynı duvara yaslanıp bekliyorum seni. Ama biliyorum yoksun, olmayacaksın. Teslim ederken çok zaman önce alıp gittiğin yüreğimi Azrail’e, yüzümde bir gülümseme, ama susuyorum. Söylemiyorum ona, canımı ondan çok önce senin alıp gittiğini. Korkma şikâyette etmeyeceğim seni tanrıya, sen verdin o aldı demeyeceğim asla. Ama biliyorum bir sızı çökecek yüreğine, bir garip olacaksın. Çok sonra duyacaksın, bir berduş evinin önündeki kaldırımda ölmüş diye. Umurunda bile olmayacak belki, omuzunu kaldırıp yukarıya, bana ne diyeceksin belki, doğru yaa nerden bileceksin son nefesimi sen diye verdiğimi. Hoşça kal Prenses, seni seviyorum deyip gittiğimi..


