BİT(ME)MİŞ BİR AŞKIN ANATOMİSİ

img_02722e-9cc482-870fb7-c8305f-735dea-0eb6c5

 

 

 

Aşk; Bahara çok uzaktı.
Ben; hep kışta sevdim seni!
Kar taneleri; başkentin sokaklarını beyaza boyar;
Sen ise; yüreğimi kırmızıya bulardın!
Dışarıdaki çocuklar beyazla dans ederken;
İçimdeki çocuk; kırmızıyla matem tutardı.
Ah! Ne güzeldi kırmızıyla, beyazın buluşması.
Hadi, şimdi kar olup yağ üzerime!
Kırmızı yüreğim; hasret beyazına…

Yazmam lazım biliyorum, ama ne vakit sırnaşsa kalemim avuçlarıma, hatıralar bir bir çıkıveriyor saklandıkları naftalin kokulu diyarlarından. Hepsinin ellerinde sen, maviş gözlerinle gülümseyen. Benimse ellerim titrek gözlerimde nem. Yazamıyorum,, şiirler alıp başını gidiyor bilmediğim uzaklara, şiirler mektup oluyor dakikaların yıl olması gibi yokluğunda. O kadar büyük yer kaplamışsın ki küçücük dünyamda yokluğunu dolduramıyor hiçbir var oluş. Ne yana dönsem sen, adın apansız dilimin ucunda. Ya gel doldur miras bıraktığın o koca boşluğu ya sök al ciğerlerimde sana dair ne kaldıysa… Bir varmış birde yokmuş ama en çok da yokmuş bizim masalımızın ilk dizeleri… yıllar yıllar evvel bir varmış, hemde o kadar güzel varmış ki, tüm gökyüzü mavisini gözlerine bağışlayıp toz pembe oluvermiş. Sevdaya boyanmış bir çift yürek, kıskanıp dudaklarını ısırırken melekler.. Sonra bir gün bir şaka yapmış prens prensesine. Kızmış prenses, kısmış boncuk mavi gözlerini, asmış gül yüzünü. İnatmış da birazcık. Sonra prens çok üzülmüş, yalvarmış yakarmış ama ne fayda. Olmamış bir türlü, barışmamış prenses ama içten içe o da yanarmış. İnat ya işte bir türlü kırılmamış. Bakmışlar birbirlerine uzaktan uzağa.. derken uzaklar sarmış her yanı, biri bir tarafa biri bir tarafa. İflah olmamış ikisi de, dudaklarında kalan aşkın büyülü tadından sonra, mutluluk onlar için çevrim dışıymış uzunca bir vakit. Yok olmuş, yokluk olmuş sevdaların adı. Küsmüş bütün çocuklar birbirlerine, kaybolmuş tüm misketler, ipleri kaybolmuş tüm topaçların, kırmamış hiçbir camı hiçbir top, ve hiçbir nine kızmamış mahallenin çocuklarına camları kırıldı diye.. öyle bir yokluk işte. Nice hüzünler dans eder olmuş hayatlarında birbirlerinin yokluğunda. Ta ki kader yeter hadi diyerek müjdeleyivermiş birbirlerine birbirlerini. Bir yokmuşlar tekrar bir varmışlara dönmüş. Öyle bir var oluş ki dökülüvermiş heybelerindeki tüm hüzünler gözlerinden yanaklarına. Mutluluk tekrar kaplamış tüm bedenlerini, el elekeyken umursamamışlar hiç yamalı yüreklerini. Çok sevmiş prens, çok sevilmiş prenses. Birbirlerinin hem sevdiği hem dostu hem arkadaşı hem sırdaşı oluvermişler. yokmuş onları birbirlerini anladıkları gibi anlayabilen. Koskoca dünyada sanki ikisi varmış, ancak bu kadar bir kalp bir kalbe karşıymış. Ara ara kızsalar da, yine de sarılmışlar birbirlerine. Küsermiş prenses, dünyası kararırmış prensin. Ama kıyamazmış sonra prenses , eşekliğine verip prensin sararmış yine bağrına.. Sonra nazarlara gelmiş bu sevenler. Leylayı mecnuna, aslıyı kereme yar etmeyen kader örmüş yine ağlarını. Üzerlerine kara bulutlarını salmış. Sarsmış prensi önce işinden gücünden etmiş. Önceleri önemsemese de sevdiğim var ya gerisi hikaye diye sonradan sonraya sızlamış içi inceden inceye, ya prensesine layık olamazsa ya bir şey ister de o prensesine alamazsa. Prenses çok yürekli bir insanmış hiç yüzüne vurmamış bu durumu. Ama o lanet olası gurur içten içe yer içten içe ezermiş prensi. Zannedermiş o gidecek, yıllar sonra tuttuğu o eli bırakıverecek. Bir kurt kemirir de kemirirmiş yüreğini. Sonra hakim olamamış kendine, kıskanmış, çok kıskanmış. Sabretmiş önce prenses. Dayanabildiği yere kadar dayanmış ama sonra kırılmış minicik kalbi. Üzülmüş ve uzaklaşmış sevdiğinden. Onu kendi canından bile geçecek kadar çok seveninden. Varlık yine yokluğa dönmüş. Yokluk ki ne yokluk. Prens en derin kuyulara atmış kendini, uçsuz bucaksız çöllerde kaybolmuş. Kah sonsuz okyanusların orta yerinde kah kasıp kavuran yangınlarda kendini bulmuş. Yanmış yüreği. Aslında biliyormuş prensese haksızlık yaptığını, onu haksız yere üzüp bunalttığını. Kıskanmak aslında prensesin güvenini sınamak, sadakatini yargılamakmış. Samimiyetine değer vermemekmiş. Küçük düşürmekmiş onu, duygularını, hislerini, güvenini.. gururunu incitmekmiş. Çok defalar kendini prensesin yerine koymuş, kızmış da kızmış kendine. Ama ne varmış prenses de bir kere koysaymış onu kendi yerine. Yokluklar yoklukları getirmiş, derken tüm varlar anlamını yitirmiş. Gözleri camda kulağı telefonda bir ses bir haber beklermiş. Kim bilir belki prenses yırtıp karanlıkları çıkıp gelirmiş gittiği yerlerden..
Gökten üç elma düşmüş sonra, biri aşk bir mutluluk biri sevda. Üçünü de prensese verelim bu masalda. Çünkü sevda onda güzelmiş. Çünkü mutluluğu en çok o hak etmiş. Çünkü aşk ona benzermiş.

Sevdiğime sevgilerimle…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.