Bir bilsen ne çok denedim gecenin koynuna sevdamı bırakıp gitmeyi,
bir bebeği cami avlusuna bırakır gibi….
Yine de dayanamadım seni üvey yüreklere emanet etmek düşüncesine…
Kaç sefer düzenledim kendi içimde, seni kalbimden atmak için..
Ama her gidiş aynı yöndeydi sana ulaşmak üzere…
Anladım ki gözlerim rehindi gözlerinde….
Aşkın zincirdi bileklerimde ve yüreğimde….
Oysa bir görüşlüktü yüzün yıllara yetecek kadar….
Bir dokunuşla erimek gibi imkansız, bir kıvılcımla tutuşuvermek gibi ani ;
ve geçici saman alevi gibi…
Bakışlarımı kaldırmaya cesaret edememiştim hiç, o son görüşü de yitirmemek adına….
Sen ise o son görüşü de yanına alıp gittin….
Ayrılığa gecikmiş mazeretler biçerken fark ettim bir yanımın uzun süredir
acımakta olduğunu…
Kendimle cenk ederken, matemi saplıyordum yeşermiş sevgilerin orta yerine….
Akacak gözyaşı olmuyorsun gözlerimde uzun zamandır.
Sanırım acıyı sen diye sevmeye başlamıştı kalbim ….
Artık isimsiz gidişlerinin dönüşünü beklemeye tahammülüm yok benim…
Sızımı bir kenara bırakıp yola düşmek zamanı geldi de geçiyor belli ki…
Şimdi siyahla kefenleyip derin kireç kuyularına atıyorum sana dair pembe düşlerimi…
……Ve senin virgüllerine meydan okuyup, keskin bir nokta ile bitiriyorum hayatımda
senle başlayan tüm cümleleri .
aşk satırları yazamıyorum artık sana dair,
kimsesiz bıraktığın kelimelerin bir türlü silemediğin göz yaşları
kor gibi düşüyor yüreğimin köşelerine.
Çöllere vurduğun o yürek dert etmedi sıcağı, güneşi, yakıcı kumu…
bir süzcüğünün soğuk bir su gibi olamayışı yaraladı en çok.
Ne kadar kıymetliydi bir tek sözün ve ne kadar kıymetsizdi senin için yanan bu yürek.
Ne söylesem boş bilirim ne söylesem kifayetsiz…
Öyle bir yol ki benim için ayrılık, zor, dikenli, yalın ayak, tarifsiz…


