14 şubat

14 şubat bugün. Namı değer sevgililer günü. Birbirine bu kadar uzak olan iki insan için bir anlamı yok kuşkusuz. Ama biliyorum uzak değiliz biz. Birbirine bakarken mahçup bakışlarını saklamaya çalışan iki pembe yanağız aslında. Birbirine anlatacak çok şeyi olan, lakin utangaçlıktan bir araya gelemeyen iki serseri.

Yakınsın aslında bana, dolayısıyla birşeyler yazmam lazım bugün biliyorum. Bekliyorsundur heyecanla şimdi. Tamam bir şey yok aramızda, ama sevdiğini biliyorum yaa, insan birşeyler karalamazmı sevdiğine diyorsun. Umursamaz gibi duran yapmacık kuul tavrının arkasında, kestane rengi saçlarını annesinin at kuyrugu yaptığı çoçuksu bakışlı, tombul yanaklı bir kız bekliyor bu yazıyı.

Bekletiyorum o kızı bazen, biliyorum. Ama zannetmesin ki yazmıyorum. Yazıyorum prenses, ama nedense son nokta gelmiyor bir türlü. Sanki son bir işaret bekliyor senden boynu bükük şiirler. Sanki seni bekler gibi. Son mısralar bir tebessümünü bekliyor sanki.

Her defasında başlıyorum yazmaya, bir yerde hayalin dayanılmaz ağırlığıyla çökünce gözlerime, kendimi sokaklara zor atıyorum. Seni getirmesi için rüzğardan medet umar gibi.

Rüzğar, yağmur tanelerini yüzüme vuruyor. Bütün duygularımı sana mühürlediğim, bilinmedik bir akşam üstü.

Ve artık sensin. Beynime ilmek ilmek işlediğim görüntülerde, hayalle gercek arası yakınlıklardasın. Bense, yaşama ilişkin en anlamlı yanılgıların yaşandığı süreçte seni bulmakla yitirmek arası zamanlardayım.

Ve artık sensin. Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Sormadan, bu belirsiz süreçte neden hep seni aramak yanımda, kan-ter uykularımdan uyandığımda?

Neden hiç olmazsın? Neden, bir ıslık gibi içimde duyduğum sevinçlerim sensiz ansızın korkulara dönüşür? Neden çıkıp gelmezsin birgün, kızıla döndüğünde gözlerim, neden sevdiğim, neden gelmezsin en sevdiğim gülümsemeni sarıp da dudaklarına.

Ve artık sensin. Bütün varlığımla sana yöneldim, sensin. Sende, ben varım, artık sensin. Tuhaf bir teslimiyette bu kaçıncı bilmecedir, çözümü yaşamın içinde saklı kalan?

Var olmaktı hani, seninle olmaktı öylece sensiz? Kimi zaman bir patlama gibi, beynimi baştan sona yakan birikmiş anılarda.

Ve artık sensin. Sensin ama hiçbir yerde değilsin. Gözlerin değil; sesin değil, yüzün değil. Sana ilişkin ne varsa, yalnız içimde.

Rüzgar yağmur tanelerini yüzüme vuruyor. Bütün duygularımı sana mühürlediğim bir akşamüstü.

Ve artık sensin. Beynime ilmek ilmek işlediğim görüntülerde, hayalle gerçek arası yakınlıklardasın. Bense, yaşama ilişkin en anlamlı yanılgıların yaşandığı süreçte seni bulmakla yitirmek arası zamanlardayım.

Bu kentte hiç bu kadar gidip gelmedim kendimden başkalara. Bütün karanlıklarda ışık yüzünle sen, beklenmedik karşımda.

Bu hangi sahne, kaçıncı perde ve sen hangi sensin, böyle uzak yakınlıklarda, söyle bana.

Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Seni aramak, bütünlemek için içimdeki seninle suretini, ve tatmak için bir ömür boyu…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.