heyy peri kızı, bilirim okursun bunları,
bilirim….
bilirim çünkü bellidir gözlerinden.
ama sen bilmezsin,
bilemezsin bir bakışına bunca yıl hiçbir şeyden korkmaz sandığım yüreğimin nasıl titrediğini,
yüzün düşecek diye, kaşın çatılacak diye nasıl korkup ezildiğini.
bakamaz, sırtımı döner oldum.
sen üzülme diye, o yay kaşlarını çatma diye.
arkada bir yerlerde olsan da varlığını bilmek güzel
güzel şey, kaşlarının çatılmasına neden olmadan yakın olabilmek sana.
ama olmuyor…
yaşamak nedir diye soruyorum kendime. Hiç bir tanımda sen yoksun.
olmuyor…
sen olmayınca olmuyor.
sen…
Akşamın alacasında ya da gecenin giz dolu sessizliğinde hüzünler dayanılmaz ağırlığıyla çökünce, ugruna uslanmaz cocuklar gibi ağladığım.
Gözlerin…
Senin gözlerin. İçimde herkesten kıskanarak, patlamaya hazır tomurcuklar gibi sakladığım umutlarımı sunduğum gözlerin.
Kristal sevgi ışıltılarıyla bakması varken, uzaklarda felaketim olmasına alışamadığım gözlerin.
Ellerin…
Senin ellerin. Kimbilir hangi yaban elleri ısıtan ellerin. Tanrı nın vadettiği bir günde bana beni getirmesi için sorgusuz beklediğim ellerin.
Yüzün…
Senin yüzün. Bakınca, kendimi hiç bir zaman göremediğim yüzün. Et kemik yığını bir insan silüeti olarak bulunduğum yere yığılıp kalınca, iki elimle hayalini gözlerime delice bastırıp, yangınlarda özlediğim yüzün.
Yaşamak nedir? diye soruyorum kendime.
Hiç bir tanımda sen yoksun.
Olmuyor.
Sen olmayınca olmuyor.
Yaşamak isterdim ben de bütün canlılar gibi. Oysa, kıyısız denizlerde akıntıyla sürüklenen bir yapraktan farksızım artık.
Olmuyor.
İflah etmezlerde sevdiğim ey!..
Sen yoksun.
Olmuyor…

