Küçücük dünyamın koskocaman uğraşısı, merhaba.. Hani insan hiç olmadık bi şekilde birden durulur ya, hani yüzü düşer,, sebepsiz hüzün derler ya hani, işte o sebepsiz hüzünlerinin hepsinin sebebi sensin..
Hangi hazin sahnesini oynamıştık, kadife perdeli küçük sahneli aşk tiyatrosunun bilmiyorum. Bana yazılan seni hesapsızca sevmekti, tadını çıkara çıkara oynadım biliyorsun. Sana yazılan neydi sorulmaz ama canımı çıkara çıkara oynadın, bilmiyorsun. Yüreğimden dizlerime miras kalan titremelerin sebebi sensin, anlıyormusun. Bir, iki ve üç dedi yönetmen, açıldı perde.. oynandı çok seven gençle kötü kalpli pirensesin olduğu sahne. Kötü kalpli pirenses de olur mu canım hiç deme, hikaye bu ya oluyor işte.
Sen, masallara konu olacak güzelliğinle oynarken sahneni, farketmezdin canı yanan bir genç, eli kalbinin üzerinde nasıl hayranlıkla izlerdi seni.
Ellerin vardı küçücük, minicik parmakların.. sıcaklığını kendi avuçlarımda hissettiğim. Minik bir serçe gibi narin, hissetsin diye atışlarındaki heyecanı, kalbimin üzerinde tuttuğum.
Sonra saçların vardı.. kahverenginin bilmem hangi tonunda. Savurdukça sen onları gelir yüreğime dolanırlardı usulca, nefessiz kalırdım bi an, sen farketmezdin.
Ve gözlerin ceylan misali. Bir ok gibi saplanırdı delip geçerek bedenimi arkamdaki duvara. Şöyle hafifçe kalktımı kaşların, alevler saçan. Kirpiklerine kaç kez astım idam sehpamın ipini bilinmez ama, çok defalar öldüm gözlerinde.
Kaşların, o tombiş yanakların ve masallara konu olacak her bir zerrenle sen. Bilmiyorum kaç kişinin ocağını söndürdün bu endamla, kaç garibin canını yaktın o ceylan bakışlarınla.
devam edecek..


